ESARET EVLERİ’NE “DOLPHINARIUM” DENİYOR: YUNUS HAVUZLARININ ARKASINDAKİ GERÇEK

“Bazen hayatta tamamen yaşam dolu hissettiğiniz anlar vardır…Rixos Otellerinin renkli dünyası size bu anları sunuyor”. Bu etkileyici slogan, Türkiye dahil toplam 9 ülkede 26 otel ve resorta sahip ve dünyanın en hızlı büyüyen lüks oteller zincirlerinden birisine aittir. Genişleyen bu aileye en son katılan üye ise, Haziran 2016’da Antalya’da faaliyete başlayan tema park The Land of Legends’tir. Sözde “aylak bölge” olarak adlandırılan bu park, rahatlamak ve dinlenmek için mükemmel bir yerdir ve macera parkurları, kaydıraklar, şok dalga havuzu ve tayfun kaydırağı gibi değişik damak tatlarında aktiviteler sunmaktadır. Las Vegas sitili bu eğlence parkının en ünlü bölümü, çok sayıda tropik balık arasındaki köpekbalıkları, vatozlar, penguenler, bir deniz aygırı, iki beyaz balina ve beş yunusa “ev sahipliği” yapan açıkhava akvaryumudur.

Dört dişi ve bir erkek afalina yunusun her gün şov yaptığı ve bir çekim merkezi olan bu alan, özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Rusya’dan gelen çok sayıda turist için hizmet vermektedir. Bir saat süren yunus şovu ücretsiz izlenebilmekte ve sonrasında hayvanlarla birlikte fotoğraf çekme imkanı tanınmaktadır. The Land of Legends’in internet sitesinde reklamı yapılan çok sayıda aktivite arasında asıl para kazandıran ise, SWTDP olarak kısaltılan “yunusla birlikte yüz” programıdır. Bu gösteri, ziyaretçilerin bir günlüğüne eğitmen rolüne bürünmesine izin vermekte ve insanlara heyecanlı ve duygusal bir deneyim yaşatmasıyla övünmektedir. SWTDP, eğitim simülasyonu yaşatmasının yanında, kucaklama ve öpme yoluyla yunuslarla yakın temasa da imkan tanımaktadır.

Bu açıdan bakıldığında; The Land of Legends ve dünyaya yayılmış yüzlerce dolphinarium ve akvaryum tarafından sunulan bu “yunusla gerçek bağ kurma” deneyimi, yetişkinler ve çocuklar için huzurlu anlar ve unutulmayacak anılar sunuyor gözükmektedir. Ancak sahnenin ışıklarını kaldırdığımızda, perdenin arkasındaki gerçeğin maalesef korkunç bir zalimliğe işaret ettiğini görüyoruz. Herkesin yunusları sevdiğini haykırmasına karşın, sadece az sayıda insan tutsaklık altındaki yunusların karanlık ticaretinin farkındadır. Çok az insan kendisine şu iki temel soruyu sormaktadır: “Bu yunuslar nereden gelmektedir?” ve “Esaret altında yaşamak onlar için ne anlam ifade etmektedir?”. Daha da önemlisi; yunusların bu devasa ve kirli ticaretine dahil olan insanlar, bu muhteşem varlıkların huzuru ve hayatta kalması için çalıştıklarını düşünürken, asla paraya olan açlıklarını itiraf etmeyeceler.

İki önemli sorumuzdan birincisini yanıtlayabilmek için tek bir isim yeterli olacaktır: Taiji, Japonya. Bu küçük balıkçı kasabası 2009’da yayımlanan “The Cove” belgeselinden sonra daha iyi tanındı ve kanlı yunus sürek avının timsali olarak adı epeyce kötüye çıktı. Bu muazzam avcılık faaliyeti, yerel halkın gafleti ve Japon hükümetinin koruyucu kanatları altında gerçekleştirilmektedir. Her yıl düzenlenen bu av, risso yunusu, çizgili yunus, pilot balina ve dolphinarium kitlesi tarafından en çok sevilen afalina yunuslarının da içinde bulunduğu yüzlerce cetaceanın (yunus, balina) katlinin nedenidir. 2015/2016 yunus avı döneminde altı ay içinde 439 yunusun öldürüldüğü ve 91’inin ise, hayatları boyunca esaret altında tutulmak üzere dünyanın değişik yerlerine gönderilmek için Taiji sularından alıkonulduğu rapor edilmiştir.

Bu sürek avı değişik nedenlerle gerçekleştirilmektedir: “resmi” teşvik olan ilk neden, Japon halkının tüketimi için et elde etmektir; ikincisi ise, yerel balıkçılarla rekabet içinde olduğuna inanıldığından yunuslara zararlı hayvan muamelesi yapılmakta ve öldürülmektedirler; son olarak da yunuslar, deniz parkları ve SWTDP’nin müşterileri için bir eğlence aracı olarak esaret altına alınmaktadırlar. Bu avcılık faaliyeti sadece yunus etinin satışıyla desteklenemez. Çünkü, Japonya’da sadece küçük bir kesim yunus eti yemektedir ve ispatlanan yüksek seviyedeki zehirli civa içeriği yüzünden bu ete olan talep önemli oranda düşüktür. Yunusların, zararlı hayvanların kontrolü amacıyla öldürülüyor olması da, bu korkunç katliam için yeterli bir mazeret olarak öne sürülemez. Yunusların sürek avcılığının asıl nedeni esaret endüstrisidir: canlı bir yunus, avcılar tarafından 155.000 USD’ye satılabilmektedir. Yunus avcılığı aynı zamanda Solomon ve Faroe Adalarında da gerçekleştirilmektedir ancak, dünya genelindeki akvaryumlar için esaret altına alınacak yunusların ana kaynağı halihazırda Taiji’dir. Son on yıl içinde Japonya’dan ihraç edilen yunuslar, Çin, Kore, Ukrayna, Mısır, İran, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Tayland, Suidi Arabistan, Tayvan ve Filipinler’e gönderilmiştir.

Sürek avı genellikle gündoğumundan önce başlar: küçük balıkçı teknelerinden oluşan bir filo, yunuslar tarafıdan her yıl kullanılan göç yolunu takip ederek, açık denize doğru yönelir. Yunus sürüsü görülür görülmez tekneler pozisyon alarak, sualtında yoğun bir ses üretmeye başlar. Insanlar gözleriyle görebiliyorken, yunuslar dünyayı duyma duyuları ile “görebilirler”. Bu nedenle avcılar tarafından yaratılan ses duvarı, yunusları ters istikamete doğru yüzmeye zorlar. Böylece yunuslar, önceden ağ döşenmiş gizli sığ koylara doğru yönlendirilirler. Kapana kıstırılmış ve dehşete düşürülmüş yunuslar, diğer aile üyelerinin gözleri önünde çığlık atarken, keskin mızrak veya kancalarla öldürülür/ağır yaralanırlar ve bir kan havuzu içerisinde ölüme terk edilirler. Hamile dişiler ve genç yavrulara bile kıyılır; sadece birkaç “şanslı” birey hayat boyu sürecek olan esarete mahkum edilir. Cetaceanların korunmasına yönelik artan endişe ve çok sayıda esaret karşıtı kampanya sonucunda, Taiji’deki sürek avı yöntemi değiştirildi: avcılar halihazırda daha “insancıl” bir öldürme yöntemi kullandıklarını beyan ediyorlar. Bu yöntem, bir sırıkla havadeliğinin arkasından derinin içine girme ve kanamayı keserek vücut felci ile yunusu öldürmektir. Dokuların zarar görmesine neden olan bu sırığın kullanılmasından sonra, kanamanın kesilmesi için ahşap bir kazık deliğin içerisine sokulur. Ölüm süresini kısalttığı iddia edilen bu yöntem esasında bir hiçtir. Fakat meraklı gözlerin kanlı-kırmızı sular görmesini önlemenin bir yolu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yeni yöntem en nihayetinde hayvanların ızdırabının artmasına neden olmaktadır.

Bu korkunç eziyetin en karanlık tarafı ise, sık sık aynı av teknelerinde görülen dolphinarium eğitmenlerinin suç ortaklığıdır.  Yunusların köle olarak seçilmesi aslında bu katliamla aynı anda gerçekleştirilir. Eğitmenler, “en sevimli” yunusları seçmek ve onları ailelerinden koparmak için katillerle yan yana çalışırlar. Uzun süren bu seçme işlemi sırasında bazı yunuslar şok, yaralanma veya yorgunluktan ölmektedir. Eğitmenler, gösteri faaliyetlerinde ticari olarak istismar edilebilecek yunusları “kurtarırken”, çok yaşlı, genç veya çok sayıda vücut yarası bulunanları ise geri dönülemez bir kaderin kollarına bırakırlar. Dolphinarium yöneticileri, bu esaretin eğitim ve duyarlılaştırma için önemli bir araç olduğunu iddia ederler. Öte yandan eğitmenlerin genellikle biyolog değil, bu tarz eğitimleri verme kapasitesinden uzak, basit eğlendirici kimse olduklarını unutmamak gerekiyor. Sürekli ve bilinçli olarak organize edilen eğitimlerde, deniz memelilerinin yaşamı hakkında kapsamlı bilgi vermekten kaçınılır. Acı bir gerçek olarak da; bu topluluk dünyadaki tehlike altında bulunan türlerin yok oluşunun karşısında, kendilerin rolünün modern bir nuhun gemisi olduğunu vurgular. Yunusları esaret altına almalarının gerekçesi tamamen mesnetsizdir ve varoluş ve yayılmalarının nedeni ise maalesef sadece büyük ekonomik çıkarlarıdır.

Dolphinarium ve akvaryumlar şovlarında istismar etmek üzere sürekli yeni yunuslar ararlar. Bu yüzden esaret altındaki yunuslar, bakteriyel enfeksiyonlar ve hastalıklara yakalanma bakımından daha hassastır. Bir akvaryum havuzundaki yunusların ölüm oranı, doğal ortamlarına kıyasla 6 kata kadar daha yüksektir. İşte şimdi ikinci sorunun “Esaret altında yaşamak yunuslar için ne anlama geliyor?” yanıtını verebiliriz. Esaret altındaki teşhirlerin, yunus ve diğer cetacealar üzerindeki olumsuz etkileri maalesef stress ve acının ötesine geçmektedir. Yunuslar, yiyecek aramak, yırtıcı hayvanlara karşı kendilerini savunmak, kuşaklar boyunca özelleştirilmiş davranışları öğretmek ve öğrenmek gibi en hayati hareketleri sergileyebilmek için çok iyi tasarlanmış gruplaşma aktivitesine bağlı yaşayan varlıklardır. Bu nedenle  yunusların ele geçirilip tutsak edilmesi, aile üyeleri ile olan elzem sosyal sınırlarını yok etmekte ve  doğal ortamlarında popülasyonlarını daha fazla koruyamamalarına neden olmaktadır. Sıklıkla esaret altına alınan afalina yunusları ve orkalar gibi cetaceanlar, uzağa-güdümlü, hızlı hareket eden ve derine dalan yırtıcılardır. Normalde günde 150 km’ye kadar seyahat edebilir, saatte 50 km hıza ulaşabilir ve yüzlerce metre derine dalabilirler. Dahası, bu zeki memeliler iletişim ve yön bulma için sırtlarını sese dayamışlardır. Bu yüzden beton duvarlarla çevrilmiş olan küçücük havuzlarıyla dolphinariumlar, yunusların doğal yaşam alanlarını çok az dahi taklit etmeyi başaramaz.

Bununla birlikte Ulusal Deniz Balıkçılığı’na (National Marine Fishery) sunulan yaralanma raporlarının incelenmesiyle anlaşılacağı üzere, sadece yunuslar değil, SWTD programlarına katılan kişiler de önemli oranda ölüm/yaralanma riskiyle karşı karşıyadırlar. 1984 ve 1994 yılları arasında Amerika’da yunuslarla yüzme progamına katılan insanlar tarafından, derin kesiklerden, kırılan kemikler ve şoklara kadar çeşitlilik gösteren bir düzineden fazla yaralanma rapor edilmiştir. Esaret altındaki cetaceanların neden olduğu ve eğitmenler ile dolphinarium personelinin maruz kaldığı yaralanmalar da sıklıkla yaşanmaktadır fakat, mantıksal çıkarımlar nedeniyle bu yaralanlamar genellikle raporlanmamaktadır. Yunuslar, daima arkadaş canlısı ve nazik olarak görülürler. Ancak okyanuslarımızdaki baş yırtıcılardan olan cetaceanlar, gerçekte yaralama ve hatta insanları öldürebilme kapasitesine sahiptirler; özellikle de doğal ortamlarından uzaklaştırıldıklarında ve acımasız bir tecrit altında yaşamaya zorlandıklarında. Yunusların insana benzediği ve duygulara hitap ettiği yargısına tek taraflı ulaşıp, bencil zevkimiz ve dolphinariumların geliri için bu muhteşem varlıkların sergilenmesi ve istismarına müsaade ediyoruz…bu canlılara ve doğal ortamlarında yaşama haklarına karşı daha anlayışlı olmamız gerekmez mi?

Bir yandan insanoğlunun enerji ihtiyacı hızla artarken, bir yandan da teknoloji, bilim, medya ve sanal gerçeklikte hızlı ve muazzam bir ilerleme yaşanmakta. Bu durum, etrafımızı çevreleyen doğayla ne kadar bağlantılı olduğumuzu ve davranışlarımızın iyi ve kötü anlamda doğayı ne kadar derinden etkileyebileceğini görmemizi engellemektedir. İstediğimiz gibi özgürce yaşamaya ve dünyamızın kaynaklarını acımasızca kullanmaya layık olan dünya üzerindeki tek canlı olduğumuzu varsayıyoruz. Aynı zamanda, doğal kaynalarımız ve gerçek zenginliklerimizi yavaşça yokoluşa doğru sürüklüyoruz. Dünya üzerinde yaşayan cetaceanlar bir istisna değildir. Doğal yaşam alalarında, insan kaynaklı faaliyetlerle ve esaret endüstirisi tarafından önemli oranda tehdit edilmektedirler. Bu muazzam varlıklar zeka, bilinç ve duyarlılık anlamında hayal edebileceğimizden çok daha fazla bize benzerdir. Fakat biz, hem doğal yaşam ortamlarında, hem de esaret altında onların ana tehditi olmaya devam ediyoruz. Düşüncesizce dolphinarium biletlerini satın almaya devam ettiğimiz sürece, bu esaret endüstrisinin çarkının dönmesine katkıda bulunmaya devam ediyoruz ve aslında hepimiz bir gardiyan ve katil oluyoruz.

Halihazırda dünyada, bu devasa esaret sistemine ve gösteri dünyasının bir ferdi olmaya karşı bir kamu bilinci mevcuttur. Ancak buna karşın dolhinarium ve akvaryumlar, ellerini Taiji’nin kanıyla kirleterek ve insanların duygularına dokunan deneyimler taahhüt ederek tüm dünyada genişlemeye devam etmektedir. Küçük yapay bir havuzdaki dokunmayla veya bir SWTDP programıyla yunuslarla asla doğal bir deneyim ve gerçek bir iletişime sahip olmayacağız. Esaret altındaki yunuslar vahşiçe alıkonulurlar ve performans sergilemediklerinde, zamanlarını yakıcı güneşin altında geçirmeye zorlanırlar. Ölü balık karşılığında sıradışı akrobasi ve numaraları öğrenmek için eğitilirler ve bunu yaparak doğal davranışlarını sergileme olasılıklarını kaybederler. Yunusların yaşam ve özgürlüklerine saygı göstermek için sadece niyetinizi ortaya koyun; yunuslar ve diğer muhteşem deniz yaşamıyla karşılaşmak için doğal yaşam alanlarında, okyanus ve denizlerde inanılmaz güzel fırsatlar bizleri beklemekte. Örneğin sağduyulu bir yunus gözlem teknesinin güvertesinde, özgür ve doğayla içiçe olmanın uçsuz bucaksız değerini kısa süre içinde fark edebiliriz. Tertemiz rüzgarın yüzümüze estiği bir anda, başlarıyla selamlama hareketi yaparak dalgalarda surf yapan veya etrafımızda sıçrayan onlarca yunusun keyfini çıkarabiliriz…dokunmaktan daha yoğun ve dünyadaki herhangi bir dolphinariumun sunabileceğinden daha gerçek bir deneyim.

Rixos Otelleri sloganında, “Sonuna kadar enerjiyi hisset” demektedir. The Land of Legends tema parkı  misafirlerine akla hayale gelmez çeşitlilikte eğlence alternatifleri sunuyor gözükmektedir ancak aynı yaklaşımı çaresiz yunuslar için göstermemektedir. Şimdi kendimize sormamız gereken bir sonraki ana soru şudur: aynı seçim özgürlüğünü yunuslara da verecek miyiz?

 

Elisa Gaggioli

Referanslar:

  • https://xploitationfiles.org/2016/12/02/the-taiji-dolphins-at-the-land-of-legends/
  • http://thelandoflegendsthemepark.rixos.com/
  • http://www.huffingtonpost.com/news/taiji-dolphin-hunt/
  • http://www.seashepherd.org/henkaku/
  • https://www.theguardian.com/film/the-cove/
  • http://us.whales.org/wdc-in-action/end-captivity/
  • http://www.seaworldofhurt.com/features/ten-things-didnt-know-seaworld/
  • http://savedolphins.eii.org/news/entry/frequently-asked-questions-save-japan-dolphins-campaign/
  • https://dolphinproject.net/
  • Cetaceans in captivity: The education fallacy and the modern ark’s voyage to apathetic attitudes concerning the conservation of wild cetaceans – Sabena Siddiqui.
  • A Veterinary and Behavioral Analysis of Dolphin Killing Methods Currently Used in the “Drive Hunt” in Taiji, Japan – Andrew Butterworth et al.
  • The Case Against Marine Mammals in Captivity – The Humane Society of the United States and the World Society for the Protection of Animals.
  • From Blubber and Baleen to Buddha of the Deep: The Rise of the Metaphysical Whale – Frank Zelko
_dmad

Add your Biographical Info and they will appear here.